EbulhayrHan

Şeybânî Han

(1451 - Merv, 1510)

Şeybânî Han bir devlet kurucusu ve han, aynı za-
manda bir şair olarak tarihte iz bırakmış önemli bir
şahsiyettir. O, içten bozulup, güçsüzleşen Timur oğul-
ları saltanatına son verip, ele geçirdiği yerlerde Şey-
bânîler İmparatorluğu'nu (1500-1598) kurdu. Bu yer-
lerde Özbeklerin hükümranlığını ve üstünlüğünü
sağladı.

Onun büyük babası Cengiz Han'dır. Cengiz Han'ın
oğlu Cüd Han, onun oğlu Şiban Han (Şeybânî buradan
gelir), onun oğlu Cüd Buga, onun oğlu Ba-bakul, onun
oğlu Malik Timur, onun oğlu Polat, onun oğlu İbrahim,
onun oğlu Devlet Şah, onun oğlu Abu'l-hayr, onun oğlu
Budak Sultan, onun oğlu Muhammed Şeybânî Han'dır.
(A.Z.V. Togan, "Bugünkü Türkili-Türkistan ve Yakın
Tarihi", İstanbul, 1981,223-224. s.)

"Şerefnâme-i Şâhî"de onun babası Ebulhayr Han
hükümranlığı devrinde (1412-1468'de yaşamış, Sibir
Hanı olmuş, Töre başkenti olmuş, daha sonra Si-riderya
taraflarını da almış, 1431'de Harzem'i de almış), 855
hicrî, 1451 milâdî yılında Budak Sultan ailesinde
dünyaya geldi. Annesi Akköz Bigim, Altın Han
neslindendir. Ona dedesi Ebulhayr Han "Muhammed
Şeybânî" diye ad koymuş ve doğumu bahtlı ayda
olduğu için "Şahbaht" diye lakap vermiş. (Hafız Tanış
Buhârî, "Şerefnâme-i Şâhî", Farsça metin ve Rusça
tercümesi, Moskova, "Nevke" neşriyatı, 1983,
29sayfa,Rusçası79s.)

A.Z.V. Togan yukarıda zikrettiğimiz kitabında
"şeybân" sözü üzerinde durup, bunun Arapların Şeybân
kabilesiyle hiçbir ilgisinin olmadığım, şâhbaht sözünün
söylenişte şahbaht-şabak, şeybak olduğunu vurguladı.
Cuci Han'ın beşinci oğlu Şah-baht-Şeybak-Şeybânî
olmuştur. Bu şüphe götürmez; çünkü, Cengiz Han'ın
oğullan öz çocuğuna Arap kabilesinin ismini koymaz.
Muhammed Şeybânî diye söylendiği için biz de böyle
almaktayız. O şiirlerinde Şabanî, Şebanî mahlaslarını
kullandı, bu şiirdeki ahenge göredir, elbette; fakat bu
Şebânî sözünün Farsça "şeb=gece" sözüyle de hiçbir
ilgisi yoktur.

Budak Sultan'ın, Muhammed Şeybânî Han'dan
sonra doğan Mahmud Sultan adlı oğlu da vardır. Sultan
her iki oğlunu eşit sevmiş ve onları veliaht tayin etmiş.
Fakat Budak Sultan genç yaşında ölmüş, Muhammed
Şeybânî Han sarayda terbiye görmüş, babasının da
eğitmeni olan Uygur Bayşeyh'in elinde terbiye
görmüştür. Buhara'da bütün fenlerden ve dinden tahsil
görmüştür. "Fütühat-ı Hânî"de söylendiğine göre, 1480
yıllarında Muhammed Şeybânî Han meşhur tasavvuf
âlimlerinden ders almış, hoca Muhammed Pârsâ'nın
takipçilerinden olan Hafız Hüseyin Busûrî, ilahiyatçı
Muhammed Hatâîler onun

sohbetinde dâim olmuşlar. Muhammed Şeybânî'nin
dindarlığının kuvvetli olduğu çok söylenmiş, onun sa-
vaşlara girmesi ve şehit olması da, İslamı mezhepçilik
ile bozmak isteyenlere karşı yaptığı savaşlar ile ilgilidir.
A.Z.V. Togan'm kitabından şunları okuyoruz: "Şeybak
Han'ın çağdaşlarının söylediğine göre, Cengiz oğulları
Timurlara göre daha dindar sayılmışlar, fakat bunların
dinleri Türk şeyhlerinin Şamanizm ile karışık "zikr-i
erre" gibilere bağlıdır. Şeybak Han riâyete dayalı
sûfileri de bal şarabı içmeye çağırır. Şiirleri sade,
hayattan alınmış; Moğol, Nayman, Yabu ve diğer
aşiretlerden, seferleri ve savaşlarından, dostları ve
düşmanlarından söz eder (a.g.e, 194).

Şeybânî Han ve Babürşah'ın münasebetlerinin,
takdirlerinin malum olduğunu kabul ederek, biz bu konu
üzerinde durmuyoruz. Yalnız şunu söylemek mümkün
ki, Şeybânî Han herşeyi, her vak'ayı Tanrı'dan bilirdi,
biz de Babürşah'ın son Timur olarak ona yenilip
(Şeybânîlerin sekiz Timur şehzadesini öldürdüğü
söylenir), memleketten çıkıp gitmesi ve üç yüz yıllık bir
imparatorluk kurması da alın yazısıdır, elbette.
Kanaatimizce, "Babürnâme"de bazı yerlerde Şeybânî
Han'a verilen değerin tek taraflı olması mümkün, diye
bakılması daha doğrudur. Şeybânî Harı da, onun gibi
şiirler yazan, devleti idare eden, Şiilere karşı mücadele
eden Ubeydullah Han da (Kul Ubeydî), Türkistan'ın
gerçek vatanseverleriydi.

Şeybânî Han'dan üç oğul, Timur Han, Sultan
Hürremşah, Söyünç Muhammed Sultan kalmış; oğlu
Timur Han Sultan'a ithafen "Risâle-i Ma'arif-i Şebanî"
adlı eseri yazmıştır. Bunun tek el yazma nüshası Tür-
kiye'de Fuad Köprülü'nün kendi kütüphanesinde varmış
(Togan, a.g.e, 202. not).

Muhammed Şeybânî kendi devrinde büyük bir işi
hayata geçirdi. Parçalanan devletlerimizin yerine güçlü,
birleşmiş Şeybâniler devletini kurdu, bununla sosyal
hayatı geliştirdi, kurumlar çoğaldı, bilim, medeniyet ve
sanat güçlendi. Şiiliğin yayılmasına engel oldu, bu
yolda şehit oldu. "Yüreği kahramanlık kılıcı ile
kuşatılmış" (H.T. Buhârî) bu kahraman han dinde
bozgunluk yapan, aslı Türk olan İran şahı İsmail'e
birkaç defa elçi ve mektup gönderip, şöyle söylemiş:
"İki yoldan birini seç: Ya atalarının yolunu tutup, Müs-
lüman sünnilerin âdetiyle iş gör, ya hakikatten
uzaklaşan ikinci yolda (şiilikte dernek istiyor) kalıp,
savaşa hazır ol!" Bu mektuplar son savaşa ulaştı, Şah
İsmail Safavi ço^ ğunluğa karşı azınlık savaşında, 916
(1510) hicrî yılında Merv yakınında öldürüldü. (H.T.
Buhârî'nin mezkur kitabı, 31. s.) Hasanhâce Hisârî "Han
Merv tarafında, Mahmudî köyünde, altmış üç yaşında,
cuma

 


 günü, mübarek Ramazan ayında, 916 yılında şehid oldu,
"Sürh Külah savaşında" dedi. (H.Hisârî, "Mü-zekkir-i
Ahbâb", Taşkent, 1993,21. s.) "SürhKülâh" sözünden
ebced hesabında 916 senesi çıkar. Ölümünden sonraki
vakalarda çeşitlilik göze çarpar: Bir kaynakta
cenazesinin Semerkant'a getirildiği ve güzel bir medrese
içindeki türbede gömüldüğü söylenir.

Diğer bir kaynakta da Özbeklerin Şiiler'in üstüne
Horasan taraflarında, Mangit-Nogay'ların Kafkas
taraflarından yürüdükleri, bu mücadelelere Ka-zaklar'ın,
Kalmukların da katıldığı söylenir. Bu düşmanlığın
gücünden, Şah İsmail, Şeybânî Han'ın şehit bedeninden
başını kestirip, altınla kaplanmış kafatasında şarap
içtiği, başka bir kaynakta ka-fatasına beyit yazdırıp, onu
Mısır sultanı Kansu Gavri'ye gönderdiği, Mısır'da iki
yüz şairin bu beyte karşı cevap yazdığı söylenir (bkz. H.
Vambery, A.Z.V. Togan). Togan'ın söylediğine göre,
Şeybak Han'ın Semerkant'taki medresedeki kabri son
zamanlarda açılıp, bakıldığında, hakikaten de, başının
olmadığı görülmüştür (a.g.e, 125). Bu mezarın açılışı
hakkında Rusya arkeologlarının "Zapiski Vos-toçnogo"
dergisinde bilgi verilmiştir (XXV, 325).

Şeybânîler devrinde Özbekler, Turan'm kuzeyinde,
Sibirya'dan Kafkaslar'a kadar, Ural dağlarına kadar,
buradan Türkistan'ın doğusundan iran'ın eski Turan-İran
sınırı olan yerlere kadar kendi hükümranlığını
yerleştirdiler. Yesevî, Bakırgânî, Lutfî, Atâyî, Nevaî,
Babürlerin şiir yazdığı eski Ça-ğatay-Özbek Türkçesi
bu yerlerde tekrar üstünlük kazandı. Edebiyat gelişti.
Tarihler yazıldı. Semerkant, Buhara gibi Sabran,
Taşkent, Belh'in şöhreti tekrar arttı. Muhammed Salih'in
"Şeybâninâme"si manzum olarak yazıldı ve Şeybânî
Han'ın hayatını aksettirdi. Kemaleddin Binaî'nin
"Şeybâninâme"si, Nisâri'nin "Müzekkir-i ahbâb"ı,
Mutribî'nin "Tezkiretü'ş-Şuarâ"sı, H.T. Buhârî'nin
"Şerefnâme-i Şâhî" tarihi, "Tevarih-i Güzide",
"Zübdetü'l-Esrâr" gibi tarihler bu devirde yazıldı,
bunlarda Şeybânîlerin hakimiyeti tasvir edildi. Bu devir,
Şeybânî Han ve Şeybaniler hakkında Bartold gibi
meşhur Rus oryantalistlerinden

Vambery'e kadar, Özbek âlimlerinden Böribay Ah-
medov "Özbek Ulusi" kitabında, bazı külliyatlarda
büyük küçük malumatlar verildi. Fakat şimdiye kadar
Şeybânî'nin hayatı ve sanatı yeterince araştırılmadı.
"Divan"ı neşredilmedi. Fakat Timur Ko-caoğlu'nun
"Şeybânî Divanı"ndan hazırladığı bazı şiirleri ve
makalesi "Edebiyat ve Sanat" gazetesinde yer aldı.
Aslında, Şeybânî'yi araştırmak bizim için çok
mühimdir; çünkü o, Özbeklerin özündendir, Özbek
hükümranlığı, dinimiz, dilimiz, medeniyetimiz için
mücadele eden büyük bir şahsiyettir.

Özbekistan'da Şeybânî Han'ın şahsı ve devrine ait
bilgiler, mevcut kitapların çoğu bugünkü yazıda,
tercüme olarak, Rusça'ya tercüme edilerek neşredilmiş.
"Şerefnâme-i Şâhî" Özbek Türkçesiyle ve Rusça olarak
çıkmıştır. Tarihçi Böribay Ahmedov'un "Özbek Ulusi"
kitabında da malumatlar vardır. Fakat sanatı
araştırılmalıdır. İlk defa divanı hakkında söz ve beş adet
gazeli Türkiye'de yaşayan Türkistanlı, Dr. Timur
Kocaoğlu tarafından "Özbekistan Edebiyatı ve Sanatı"
gazetesinde (1991,2 Aralık) yayınlandı.

Şeybânî Han'ın divanı vardır, bunun yegâne el
yazma nüshası İstanbul'daki Topkapı Sarayı kü-
tüphanesinde muhafaza edilmektedir.

Timur Kocaoğlu'nun yazdığına göre, "Dîvân" 191
sayfadır, Şeybânî Han sağ iken yazılmış, kitap hâline
getirilmiştir. Bu dîvânın varlığını dünyaya ilk olarak
A.Z.V Togan "Şeybânî Han Şiirleri" ("Yeni Türkistan"
dergisi, İstanbul, 1927,1. sayı, 21-25. s.) adlı
makalesinde bildirmiştir. Sonra İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi'nde 1968 Özay Ak-bıyık diploma
tezi hazırlamış. Timur Kocaoğlu'nun kendisi de Şeybânî
divanı konusunda doktorluk tezini savunmuştur (1971).

Şeybânî Han "Dîvân"ından alman gazeller ve diğer
şiirleri T. Kocaoğlu'nun yukarıda zikrettiğimiz
"Özbekistan Edebiyatı ve Sanatı" gazetesindeki
makalesi, "Büyük Türk Klasikleri" 4. cildindeki Kemal
Eraslan'm hazırladığı metinden (İstanbul, 1986,345-
347) ve "Müzekkir-i Ahbâb" (H. Nisâri'nin bu kitabı,
Taşkent, 1993,20. s)'dan alındı.

Gündem..
 

WebUzmanı

sablon<br />






SAYI ISLEMCISI S.1.0

1.sayi

2.sayi

sonuç







©2008 www.html-kodlari.tr.gg




Reklam
 
 
Bugün 3 ziyaretçi (14 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
Copyright © and Design 2008 Powered BY Sinan Sönmez™